Ana içeriğe atla

Psikolojik Çekim Yasası: Sevgi, Mutluluk, Bereket

“Aklıma gelen başıma geldi.” Aklıma gelen ilkin düşünceydi sonra gerçek oldu. “Her şey beklediğim gibi oldu.” Beklediğim ilkin düşünceydi sonra gerçek oldu. Önce düşünceler oluşur sonra onlara bağlı olgular gerçekleşir. Çekim yasasının (Law of Attraction) temeli bu tür eşleşmelerdir. Bize tesadüf olarak görünen düşünce-olgu bağlantısının arka planında çekim yasası vardır. Öyleyse bu yasayı kullanarak arzu ettiğimiz olguları kendimize çekebilir, istemediklerimizi kendimizden uzaklaştırabiliriz. Düşüncelerimizi değiştirerek…

Düşüncenin Gücü

Düşünce enerjidir. Bir zamanlar evrende sadece düşünce (Tanrı, kozmik bilinç) vardı. Kozmik bilinç ol dedi, oldu. Varlık, enerjinin değişik formları olup bedene bürünmüş, Yunus diye görünmüş halleridir.

Evren, her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğu bir bütündür. Bütünlük, her şey için geçerli ortak yasaları egemen kılar. Olgular çekim yasasıyla yakınlaşır, eşleşir, yeni formlar oluşturur. Her şey gibi düşünceler de çekim yasasına tabidir. Düşüncelerimizle, onlarla ilgili olgu ve davranışları kendimize çekebilir, realize edebiliriz. Kozmik bilinç, düşüncenin olumlu veya olumsuz olduğuna bakmaz, içeriğine bakar. Düşüncelere ait olguları ne olursa olsun realize eder. Olumlu düşünürsek olumlu olguları çekeriz. Olumsuz düşünürsek olumsuz olguları çekeriz. Olumlu olumluyu çeker, olumsuzu iter. Olumsuz olumsuzu çeker, olumluyu iter. Çekim yasasının özü budur.

10-15 yıl kadar önce çekim yasasına ilişkin birçok kitap okudum, workshoplara katıldım. Günlük hayatımda uyguladım. Ama zaman sürecinde bu yasayı dikkate almadığım durumlar fazlaydı. Şimdi son 1-2 yıldır incelediğim Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ile konu tekrar önem kazandı. Çünkü, BDT’ye göre kaygı, depresyon, takıntı ve birçok yaygın psikolojik rahatsızlığın nedeni düşünceler ve düşünce çarpıklıklarıdır. Terapinin amacı danışanın düşünce çarpıklıklarını gidererek ona sağlıklı bir ruhsal yaşam sağlamaktır. Olumlu düşünmenin psikolojik sağlık için ne denli önemli olduğu vurgulanmaktadır. Böylece, temeli düşünce olan çekim yasasını tekrar incelemeye giriştim. İncelemelerimin ürünlerinden birisi bu yazı oldu. Yazıdaki fikirleri hipotez kabul edip hayatınızda test edebilirsiniz. İyi anlatmak amacıyla ben hüküm cümleleri kullandım.

Düşünceler duyguları yaratır. Her ikisi ile onlar oluruz. Örneğin, sevgi ilkin düşünce, sonra hem düşünce hem duygudur. İkisi bir araya gelir asıl sevgi olur. Sevgi içimizde gerçek olduğu andan itibaren her boyutta kendini gösterir.

Düşüncelerimizin bilincinde olur onları yönetebilirsek arzu ettiğimiz ilgili olguları çekeriz, deneyimleriz. Tersinden düşünürsek–genellikle öyle yaparız olguların bizde yarattığı duygular ve düşünceler vardır. Olgunun niteliğine göre olumlu veya olumsuz düşünür, sevinir veya üzülürüz. Her olay ve olgunun zihnimizde tanımını içeren kelime, deyim veya cümleler vardır. Bu ifadeler oluşan duygu ve düşünceleri temsil eder. Düşünceler görsel imgelerle, resimlerle de temsil edilir. Çekim yasasına göre ise olgu ve deneyimleri çeken ve yaratan düşüncelerdir. Yani önce olay sonra düşünce değil önce düşünce sonra olay vardır.

Olumlu ve Olumsuz Düşünceler

En temel olumlu düşünce sevgidir. Evrenin varoluş gayesidir. Sevgi temelinde mutluluk, huzur, refah, bereket, memnuniyet, şükran, şükür, kanaat, keyif, neşe, cömertlik, güven, esneklik gibi kelimeler müspet duygu ve düşünceleri temsil eden kelimelerdir. Nefret, endişe, korku, pişmanlık, keder, güvensizlik, cimrilik, şikâyet, mahrumiyet, katılık, kıskançlık gibi kelimeler menfi duygu ve düşünceleri temsil eder.

Müspet ifadeleri yaşamımıza ne kadar katarsak o ifadelere ilişkin olumlu deneyimleri yaşama olasılığımız o kadar artar. Aynı şekilde menfi ifadeleri ne kadar sık kullanırsak olumsuz deneyimleri yaşama olasılığımız o kadar artar. Çünkü onlar olay ve olguları mıknatıs gibi kendine çeker.

Müspet anlam içeren ifadeleri sık baktığımız yerlere asmak, onları dua gibi, zikir gibi tekrar etmek ruhumuza oturmalarını sağlar. Böylece o ifadelere ait olguları kendimizde çekme süreci pekişir. Kişisel gelişim dünyasında “olumlama” olarak adlandırılan uygulamaların mantığı budur.

sevgi, mutluluk, huzur
Resim Jill Wellington tarafından Pixabay'a yüklendi

Çocukluktan gençliğe yol alışım 60’lı ve 70’li yıllara rastlar. O dönemde, gençler arasında hiçbir şeyi beğenmeyen, her şeyde kusur arayan protest kültür egemendi. Düzen baştan aşağı bozuktu, değiştirilmeliydi. Mutlu ve hayatından memnun olanlar hor görülüyordu. Kadim kültürel, toplumsal ve manevi değerler aşağılanıyordu. Şükür ve kanaat suçtu. Bunlar kapitalist sınıfın işçi sınıfını uyutmak için kullandığı uyuşturuculardı. Şüphesiz bu yargılarda haklılık ve doğruluk payı var. Ama sevgi yerine öfkeyle yaşamakla, mağlubiyet psikolojisiyle kasvetli bir dünyada karamsar bir ömür sürmekle hangi dönüşüm gerçekleşir? Ya da hangi dönüşüm gerçekleşti? Zararımız sadece kendimize oldu. En büyük değiştirici güç, mutlu ve memnun hissetmekte saklıdır.

Mutluluk, sevgi toprağında umut tohumlarının çiçek açmasıdır.

Mutluluk Oyunu

O zamanlar Pollyanna’nın “mutluluk oyunu”nu duymuştum. Arkadaşlar arasında alaya alınıyor, saçma görülüyordu. Onlardan etkilenmiş, bu yüzden okumamıştım. Artık, mutluluğun insan hayatında ne denli önemli olduğunu ve onun öncelikle düşüncede başladığını dikkate alıyorum. Şimdi 50’li yaşların sonunda Eleanor H. Porter’ın 1913’te yazdığı Pollyanna romanını okudum ve mutluluk oyununu öğrendim. Çocuk romanı olmasına rağmen bizim gibi kusur arayıcı, kötümser yetişkinler için daha gerekli olduğuna inanıyorum.

Pollyanna, yaşadığı her olaydan mutlu olacak bir şey çıkaran 11 yaşındaki küçük bir kızın romanıdır. Anneden öksüz bir çocuktur. Yardımsever kadınlar kutular içinde onlara çeşitli armağanlar göndermektedir. Bir gün oyuncak bebek beklerken kutudan koltuk değnekleri çıkmıştır. Üzülür ve hayal kırıklığı yaşar. O anda babasıyla birlikte mutluluk oyununu keşfeder. Pollyanna’nın iyi ki ayakları sağlamdır ve o değneklere ihtiyacı yoktur. Mutlu olur.

Mutluluk oyununu her olaya uygular ve çevresindeki herkese öğretir. En karamsar, en kusur bulucu kişileri bile değiştirmeyi başarır.

Romanda doktor konuşuyor:

“Tek bildiğim, kendisine, olmuş veya olacak her şey için şu veya bu şekilde mutluluk payı çıkarabilmesi. Anladığım kadarıyla her ne olursa olsun mutlu yaşamak prensibiyle hareket etmesi.”
“Keşke bu kızı hastalarıma ilaç olarak yazabilsem ve bir kutu şeklinde satın almalarını sağlasam.”
“Dünyada onun gibi insanlar daha çok olsaydı sen ve ben bu meslekten kazandığımız paralarla kurdele alım satımı veya buna benzer bir işe el atabilirdik.”
“Bütün bunlar gösteriyor ki, insana umut aşılayan senin gibi bir kuvvet şurubunu sadece hastalar değil doktorlar da kullanmalı.”

Mutluluk oyunu düşünceden ibarettir. Meyvesi mutluluktur.

Mutlu olmakla huzuru, bereketi, bolluğu çekeriz. Güzelliklerle sarmaş dolaş oluruz. Çok seviliriz. Çok isteniriz. Şevkle çalışırız. Verimliliğimiz artar. Evrene pırıl pırıl pozitif ışık saçarız. Arzularımızı gerçekleştirecek ışık bu ışıktır.

Kanaat ve Şükür

Gençlik arkadaşlarım arasında şükür ve kanaatin hor görüldüğünden bahsetmiştim. Oysa bolluk ve bereketi şükür ve kanaatten çok başka hiçbir şey çekemez.

Kanaat, sahip olduğumuz şeylerin kıymetini bilmek, şükür bundan memnun olmaktır. Şükür ve kanaat tüm dinlerin ve kadim öğretilerin insanlığa ortak tavsiyesidir.

Kanaatsizlik ve şükürsüzlük kıtlık bilinci yaratır. Sahip olduklarının tadını çıkarmak şöyle dursun daha daha diyerek kendini daima fakir hissetmektir. Kıtlık bilinci mahrumiyeti, yoksunluğu, fakirliği çeker. Kısa sürede parlayıp hemen sönen zenginliklerin arka planında şükür ve kanaat noksanlığı, açgözlülük olduğunu düşünürüm. Hayatımda bunu doğrulayan pek çok örneğe şahit oldum.

Kanaat ve şükür bolluk bilinci yaratır. Neye ne kadar sahip olursak olalım değerini bildiğimiz ve memnun kaldığımız için kendimizi zengin hissederiz. Bolluk bilinci güven verir, zenginliği çeker.

Aile ocağında her yemekten sonra şükür ve kanaat ifade eden “Ya Rab Şükür, Elhamdülillah” derdik. Asker ocağında “Tanrımıza hamdolsun, milletimiz var olsun, afiyet olsun.” duasını okurduk. O zamanlar bu ritüellerin derinliğine vakıf değildim. Ama şimdi yaşam sürecinde ne denli önemli olduklarını daha net görüyorum. Yaşı 50’nin üzerinde olanlar bu konuda beni daha iyi anlayacaktır.

Evren tercih edeceğimiz iyi kötü sonsuz sayıda seçenek sunar. Tercihlerimizle gerçekler yaratılır. Tercihlerimiz düşünceler ve duygulardan meydana gelir. Arzu haline gelirler çekim odağı olurlar. Olumsuz düşünmekle ve olumsuz hissetmekle farkında olmadan olumsuz olayların çekim odağı oluruz. Gerçekler, düşünce ve duygularımızdan yaratıldığına göre hem duygu düşüncelerimizden hem de bunlara bağlı sonuçlardan sorumluyuz. Hepimiz evrenden güzel ve olumlu şeyler isteriz. Tüm isteklerimiz evren tarafından algılanır er veya geç mutlaka cevap alırız. Cevapların arzularımıza uygun olması çekim yasası hükümlerine bağlıdır. O halde evrenden nasıl isteyeceğiz?

Ne istiyorum, nasıl istiyorum?

Ne istediğimizi hayat amacımız belirler. Yani ne için yaşadığımız. İlk önceliğimiz fizyolojik ihtiyaçlarımızın karşılanmasıdır. Beslenme, barınma, güvence ve bunlar için para. Daha sonra psiko-sosyal ihtiyaçlar gelir. Sevilme, kabul görme, saygınlık. En son ve en yüksek seviyede kendini gerçekleştirme ihtiyacı ortaya çıkar.

Bu ihtiyaç grupları temelinde her bireyin hayat serüveninde bulunduğu konuma göre farklı amaçları olur. Bir kısmımız lise öğrencisidir, belirli bir üniversitede, belirli bir bölüme girmek ister. O an için bir öğrencinin amacı, diyelim hukuk fakültesini kazanmaktır. Bir kısmımız okulu bitirip işe girmiştir, terfi etmek ister. Bazılarımız daha doyurucu toplumsal ilişki amaçlar. Hepimiz sevmek ve sevilmek isteriz. Hepimiz mutlu olmak isteriz. Hepimiz kazançlarımızda bolluk ve bereket isteriz.

Evrenden çekim almak için bu istek ve amaçlarımıza odaklanmalı, onları yoğun olarak düşünmeli, somut ifadelere dökerek söylemeli ve yazmalıyız. Tekrar tekrar… Düşüncelerin samimiyetinin göstergesi onların duygulara yansıma yoğunluğudur. Sevgi istiyorsak sevgiyi içimizde yaşamalı, hissetmeliyiz.

Örneğin, hukuk fakültesini kazanmak istiyorum. Bu amacımla beraber yatıp kalkmalı, yaşamalıyım. Hukuk öğrencisi olmanın gururunu, keyfini hissetmeliyim. Gazeteden kestiğim hukuk öğrencilerinin bulunduğu bir resmin uygun yerine kendi resmimi de koyabilir, odamın her zaman baktığım bir köşesine asabilirim. Böylece isteğimin ne kadar yoğun olduğunu evrene anlatmış olurum. Bunu gerçekten öyle olmasını istediğim için, içimden öyle geldiği için yapıyorum. Hukuk öğrenciliği hayatımdan kitaplarımın, derslerimin, hocalarımın, okula gidip gelmelerimin, kafeteryada oturmalarımın, kütüphanede ders çalışmalarımın yer aldığı bir film fragmanını zihnimde görselleştiriyorum. Daha ortada bir şey yokken hukuk öğrencisi oluyorum. Böylece evrene ne istediğimi iletmiş oluyorum. Yasa gereği evren buna cevap verecek ve amacım gerçekleşecektir. Buna tereddütsüz inanıyorum.

Bizde bilinç altı vardır. Görünen isteklerimiz dışında farkında olmadığımız ama bize ait bilinç altı isteklerimiz vardır. Örneğin, görünürde sevgi ve barış isteyebiliriz ama bilinçaltımızda kendimize ait birikmiş suçluluk duygularından doğan öfke, nefret ve ceza arzusu bulunabilir. Gerçek buysa evren bize görünen isteklerimize göre değil bilinç altındaki isteklerimize göre cevap verir. Acımasızdır, cezalandırır. Aslında acımasız olan kendimiziz. Bilinçli halimizde suçluluk duygularımızın çarpıklığıyla yüzleşirsek onların üstesinden gelebiliriz. Bilinçli pozitif duygu ve düşüncelerimiz bilinçaltı negatif duygularımıza baskın gelirse evren bizim pozitif duygu ve düşüncelerimizi dikkate alır.

Bilinçaltı isteklerimiz ile bilinçli isteklerimizin uyuşması ve bunların olumlu olması en güzel durumdur. O zaman kendimize daima pozitifi çekeriz.

Kozmik bilinç (evren) düşünceleri mutlak değeri ile alır. Yani onların, istenen veya istenmeyen olduğuna bakmaz. Muhtevayı doğrudan kabul eder. Örneğin, öfkelenmek istemiyorum dediğimizde istemiyorum dememize bakmaz, öfkelenmeyi alır. Böylece öfkeyi çekeriz. Oysa öfkelenmenin olumlusu olarak sevmek ve hoşlanmak istiyorum dersek o zaman öfkeyi çekmemiş, sevgi ve hoşlanmayı çekmiş oluruz. Çünkü istemediğimizi bildirdiğimiz şeylere odaklanıyoruz, devamlı onları düşünüyoruz. Her ne kadar istemiyorum desek de örneğin öfkeyi yaşıyoruz ve öfkeyi çekiyoruz. Dikkat odağımızı olumsuzdan çekip olumluya yöneltmeliyiz.

Ne ve nasıl istiyorumun cevabı, amaç belirlemek, tanımlamak, amacı duygusal olarak hissetmek, iç dünyamızda yaşamak, o olmaktır.

Evrenin de bizden istekleri var. Onunla anlaşırsak isteklerimiz mutlaka gerçek olur.

Ne veriyorum?

Evren bir bütün, biz onun sonsuz organlarından biriyiz. Benim isteklerim, onun istekleridir. Onun istekleri benim isteklerimdir. Ona vermekle aslında kendime vermiş olurum. Kendime vermekle ona vermiş olurum. Ne ekersek onu biçeriz.

Hayat, bizim ona bir şeyler katmamızı ister. Her birey düşünceleriyle, duygularıyla, davranışlarıyla özgün katkılar sunmak üzere dünyaya gelir. Doldurduğumuz bize özel ayrılmış bir boşluk vardır. Evren bu boşluğun güzelliklerle doldurulmasını arzu eder. Böylece tekâmül sürecinde bizimle o da kendini gerçekleştirmiş olur.

Sevgi, mutluluk, huzur, emek, sebat sunmalıyız. Sabır, şükür, kanaat sergilemeliyiz. Bu ikramı öncelikle kendimize ve sonra çevremizdeki diğer insanlara vererek yapabiliriz. 

Evren, hukuk fakültesine girmek isteyen öğrenciye vermenin yollarını açar. Öğrenci, sevgi ve huzurla birlikte emek verir ve neticede arzularına kavuşur. Çekim yasası işlemiştir.

Evrende ödül-ceza sitemi değil sebep-sonuç sistemi egemendir. Sebep-sonuç sisteminde sonuçlar bazen o kadar geç gelir ki o sonuçlara yol açan sebepler unutulmuş olur. Bu yüzden sonuçlar saçma görülebilir. Bazen de sonuçlar hemen kendini gösterir. Her gerçeğin, yakın veya uzak bir sebebi mutlaka vardır. Çekim belki geç gerçekleşir ama mutlaka gerçekleşir.

Sonuçları koparıp alacakmış gibi hırs içinde olmamalıyız. Samimi isteğimizi yansıtıp, vereceklerimiz verip sonucu kanaat ve tevekkülle beklemeli, istemeye ve vermeye devam etmeliyiz. Evren bizim için en iyi olanı en uygun zamanda verecektir.

Aradığın şey seni arıyor.
Mevlana

Kaynaklar

Arntz, W., Chasse, B., Vicente, M. (2005). What the bleep do we know!? tm, discovering the endless possibilities for altering your everyday reality. US: Health Communications, Inc.

Bernstein, E., Gilbert, G. (2016). Self-help: law of attraction: secrets to manifest health, wealth, love and abundance through manifesting and affirmations. US: Elizabeth Bernstein & Gabrielle Gilbert.

Byrne, R. (2006). The secret. US: Simon & Schuster, Inc.

Gün, N. (2013). Hayatın büyük sırrı, çekim yasası. İstanbul: Kuraldışı.

Gün, N. (2013). Uygulamalı çekim yasası, sıkça sorulan sorular. İstanbul: Kuraldışı.

James, R. (2016). Law of attraction, the 9 most important secrets to successfully manifest health, wealth, abundance, happiness, and love. US: Ryan James.

Porter, E.H. (2002). Pollyanna. US: Simon & Schuster.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Meslek ve Kariyer Planlamasında İlgi ve Mesleki İlgi Ölçekleri

Jackson Mesleki İlgi Envanterinin Üniversite Öğrencileri Üzerinde Bir Uyarlama Çalışması  başlıklı doktora tezimin  [Okuyun/İndirin] kuramsal bölümlerinden düzenlediğim yazı. Bu yazıda Türkiye’de eğitim, meslek ve kariyer alanlarına yönlendirme süreçleri kapsamında psikolojik bir özellik olarak mesleki ilginin yeri ve ölçülmesi konuları değerlendirilmiştir. Mesleki ilgi kavramının tanımları ve kuramsal çerçevesi incelenmiştir. Ardından mesleki ilgilerin ölçülmesine ilişkin uygulamalar tanıtılmıştır. Mesleki ilgi ölçeklerinin gelişim süreçleri açıklanmıştır. Bu kapsamda ülkemizdeki durum yorumlanmıştır. Bilgi çağı olarak adlandırılan günümüzde meslek ve iş içerikleri çeşitlenmiştir. Bir tarafta çok farklı meslek alanları gelişirken diğer tarafta çok farklı alanlarda eğitilmiş, yetiştirilmiş insanlar bulunmaktadır. Uygun mesleklere uygun insanların seçimi ve yönlendirilmesi bir problem alanıdır. Eğitim sürecinde gerçekleşen çeşitli alanlara yönelmelerin ve

Meditasyon - Farkındalık Nefesi

Sonunda, aşırı düşünme (overthinking) saplantılarından ve benzer sıkıntılardan kurtulmanın yolunu meditasyonda buldum. Bu tür sorunlarla uğraşanlara da tavsiye ediyorum.  1961 doğumluyum. Öğrenciliğim ve meslek hayatım memleketin çalkantılı dönemlerine rastlar. Objektiflik, bilimsellik, ahlak, etik yerine örgütlerin ve grupların basmakalıp normlarına kapılan insanlar arasında psikolojik dengemi korumam zor oldu. Hiçbir grubun manyetik alanına girmeden görev yapmak beraberinde kişilerarası çatışmalar getirdi. Bunaldığım, kaçacak sakin köşe aradığım zamanlar çok oldu. Nihayet 2002’de alnımın akıyla emekli oldum. Geriye baktığımda birçok başarılı proje ve kişiler arası çatışma görüyorum. Köşeme çekilip huzurlu bir hayat hayal ederken geçmişte yaşadığım sıkıntılar, anılar zihnimde düşünce olarak beni rahatsız etmeye başladı. Bir zamanlar ruh halimi günlüğüme şöyle yansıtmıştım: “Emekliliğin verdiği monotonluk yüzünden sık sık iç dünyama dalar, geçmişte yaşadığım acı